Yağ satarım oyununda önce bir ebe belirlenir. Oyuncular yüzleri birbirine dönük halka oluşturacak biçimde yere otururlar. Ebe bir mendilin ucunu düğümleyerek eline alır. Bunu arkasında saklayarak halkanın çevresinde dolaşmaya başlar. Bu sırada da oyuna adını veren şarkıyı söyler: Yağ satarım, bal satarım, Ustam öldü, ben satarım. Ustamın kürkü sarıdır. Satsam 15 liradır Zam-bak Zum-bak Dön arkana iyi bak. Dolaşırken mendili belli etmeden oyunculardan birinin arkasına yere koyar. Arkasına mendil bırakılan oyuncu, bunun farkına vardığı anda mendili alarak ebeyi kovalamaya başlar. Ebe, yakalanmadan onun yerine oturursa, mendili alan çocuk ebe olur; yakalanırsa, oyun aynı ebeyle devam eder.
Küçükken beden eğitimi derslerinde yada tenefüslerde bıkmadan oynadığımız bir oyun olarak zihsimize şüphesiz ki kazınmıştır... Çocuklukta kaldı deyip gülüp geçsekte aslında büyüdükçe dahada zorlaşan, oyunluktan çıkıp hayatın kendisi olan bu küçük anlamlı mı anlamlı bir oyun... Yine hayatımızda bir ebe olur bu ebe genellikle suratımıza belirli aralıklarda gülen şimdi Hayat olarak gördüğümüz bir varlığa dönüşür ve elinde süpriz hediyesiyle şarkı söyleye söyleye gelir... Kendi halkamız içinde sessiz sakin oturuken arkamıza bıraktığı zorluklarla güle koşa kaçar bizden, bıraktığı zorlukları alıp tüm gücümüzle koşarız ardından kimimiz yetişir ve borçlu olmaktan kurtulur. Kimimizin gücü yetmez yetişmeye ve o zaman o ebe olmaya ebenin kurallarıyla yaşamaya mahkum olur...
ilk okulda çok oynardık bu oyunu ya öğretmenlerle falan çok da severdik hey gidi çocukluk hey ben de yaşlanıyorum :D
ne bitmez yag ve baldi.... :)